22 Aralık 2025 Pazartesi

Atatürk’ün çok sevdiği kitaba ne oldu!

 

Yaşımız ilerleyip, gençliğin mazide kaldığını gördükçe sağlıklı, genç ve dinamik kalmanın sihirli formüllerini aramaya başlıyoruz… Galiba bu işin sırrı merakta saklı… İnsanı harekete geçiren, yeni şeyler öğrenmeye, anlamaya, yapmaya yönelten; bunun için bizi ateşleyen işte bu merakın kendisi olmalı!

Değerli dostlar, sizlere bugün birkaç haftamı alan bir meraktan söz etmek istiyorum. Atatürk’ün çok sevdiği ve başta askeri okullar olmak üzere milli eğitim müfredatında ders kitabı olmasını istediği kitap… Hani adında “Zambak” olan!

Merak şöyle başladı: Köyde yaptığımız evin alt katını kitaplığa dönüştürmüştüm. Gündüzleri evde, bahçede yorulunca insanın canı evde oturup dinlenme istiyor. Eee en çekici olanı da uzanıp kitap okuma…

Kitap raflarını karıştırırken gözüm “Vadideki Zambak”a takıldı. Ve birden kafamda zil çaldı… Adını çokça duyduğum, hatta Atatürk’ün çok sevdiğine yönelik cümleler okuduğum, duyduğum; ancak bir türlü okuma fırsatı bulamadığım bir kitap…

“İşte” dedim, “buldum” ve hemen okumaya karar verdim.

Elimdeki kitabın adı “Vadideki Zambak”. Yazarı bildiğimiz Honore de Balzac… Ama kafamda nasıl bir şartlanma olduysa Atatürk’ün çok sevdiği kitabı okumaya başladığımdan eminim!

Kitap, Felix (muhtelen yazarı kendisi) adında birisinin Nathalie adında bir Kontese (soylu, zengin) yazdığı aşk mektubu ile başlıyor. Bu Felix’in, inişli çıkışlı bir yaşamı olan 20’li yaşlarda bir Vikont (soylu) olduğunu öğreniyoruz. Felix bıçkın bir delikanlı ve kadına sırımsıklam aşık. Kadına hani “bataklıktaki gül” denir ya, o gözle bakıyor, hayran.  Ve sevgisi de karşılıklı, kadın da ona aşık.

Ve sevgi sözleri ile bu aşk karşılıklı devam ederken, delikanlı Felix’in aşk yaşadığı kadının anası yaşında ve de evli barklı, çocuklu bir kadın olduğunu öğreniyoruz. Felix sık sık kadının evinde kalıyor. Kadın durumu kocasından gizlemeyi başarıyor falan...

İyi güzel de şimdi benim kafam allak bullak! Atatürk’ün okullarda ders kitabı yapılmasını istediği kitap, böyle anası yaşında bir kadına aşık olan birisinin macerasıyla ilgili olamaz! Acaba Atatürk, sevgi ve aşk işte böyle olmalı diye örnek gösterdiği bir kitabı önermiş olabilir mi? O da mümkün değil. Zira bu masum görünümlü çapkın delikanlının aşkı da tuhaf!  Nathalie Felix’e kendi evladı gibi bakıyor. Felix ise uçmuş… Bedeni genç ve güzel başka bir kadınla beraber, ama ruhu da Nathalie’ye kör kütük aşık!

Yine okumaya devam... Herhalde ileride konu değişir!

Neyse uzatmayayım, sabırla okuyup bitirdim 366 sayfayı.
Ve sonuç tam bir hayal kırıklığı… Evet kitapta tasvirler, anlatım, kurgu vs. çok güzel ama Atatürk’ün önerdiği kitap bu olamaz, mümkün değil!

Kafamdaki karmaşayı paylaştığım kızımı aldı bir gülme: “Baba sen yanlış kitap okumuşsun. Atatürk’ün okullarda ders kitabı olmasını istediği kitap ‘Vadideki Zambak’ değil, ‘Beyaz Zambaklar Ülkesinde’! Yazarı da Balzac değil, ama şu an hatırlamıyorum!”

Aaa Jeton yeni düşüyor! Kafamdaki bulmaca parçaları yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. Aslında böyle bir kitap duymuştum ama okumamış, adını da unutmuşum. Aklımda sadece “zambak” kalmış!

Ve sonunda çaresi bulundu, Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabı evde varsa da bulamadım, sorunu PDF hali ile hallettik…

Okumayanlara kesinlikle okumalarını önereceğim bu kitapla ilgili sadece şunları paylaşmak isterim ki, yazar yaşamını Rusya, Bulgaristan, Yugoslavya, Fransa’da geçiren, gazetecilik, akademisyenlik, yöneticilik ve papazlık dahil pek çok işe girmiş çıkmış birisi. 

Kitabın odak noktasında Finlandiya ve eğitim var. Yüzyıllarca Norveç krallığına bağlı, sonra Rus Çarlığının egemenliğinde kalan Finler, Rusya’da komünistlerin çarı devirip Sovyetler Birliği’ni kurduğu 1917 Ekim Devrimi ile bağımsızlığına kavuşmuş.

Yani 1917’de bağımsız bir devlet olarak kurulan ve sefaletten bir şeye sahip olmayan Finlandiya’nın bugün batı medeniyeti içindeki konumu, yüksek yaşam standartları, zenginliği, adalet düzeyi, dillere destan eğitim sistemi vs. malum.

İşte kitapta, Finlandiya’da bu değişime yol açan gelişmeler, paradigma değişiklikleri, eğitimdeki yenilikler ele alınıyor.

Ama kitapta olaylar, bizdeki gibi  “Şu tarihte şu oldu, falanca başbakan şunu yaptı, filancanın üretimi şuradan şuraya yükseldi” gibi tanıdık, basmakalıp anlatılmıyor!

Kitabın ilk baskısı 1923’te çıkıyor. Düşünün tam bizde Cumhuriyetin kurulduğu sene. Ve bu kitap orada Ekim Devrimi ve bağımsızlık döneminde yoğunlaşan girişimleri anlatıyor.

Aşırı soğuk, buz, tarım yapılamayan, maden rezervleri bulunmayan, güneşe hasret, sanayi ya da imar namına bir şey olmayan, bataklık ve türlü hastalıklarla can çekişen sefil bir ülkeden söz ediyoruz.

Yazarın odağındaki konu eğitim. Felsefi uyanış, silkinme…

Snelman, Sahlberg, Taystelu, Haydut Karokep gibi yerel önderlerin öncülük ettikleri değişimi anlatıyor.

Bu anlatılarda dikkatimi çeken şu oldu: Hani bizde olayların sonuçları özetlenir ve “miştir, mıştır” diye hikâye edilir… Ama sen “İyi de arkadaş, nasıl olmuş bu iş” diye merak ettiğinde havanı alırsın… Nihayetinde yazanın amacı senin bir şey yapmanı sağlamak falan da değildir!

Bu kitapta öyle değil; maddi olarak hangi soruna nasıl yaklaşıldığı, nasıl üstesinden gelindiği anlatılıyor.

İşin püf noktası eğitim, yani zihniyet/paradigmadaki değişim!

Demek ki Atatürk’ün okullarda okutulmasını istediği şey tam da bu değişimmiş!

Kitabı okuduktan sonra da bir şeyi merak ediyorum: İyi de bu kitabın okullarda ders kitabı olmasını isteyen kişi muhalefet lideri ya da sıradan birisi değil ki… Bizzat Atatürk!

Peki acaba kitap gerçekten okullarda okutulmuş mu?

Yüz yıl önce Finlandiya’dan çok daha iyi durumdayken, bugün onların ulaştığı medeniyet seviyesini hayal bile edemez oluşumuzun bir açıklaması olması gerekmez mi?

Ne oldu bu kitaba?

Acaba Atatürk’ün isteği boşa düştü de bu kitap okullarda hiç okutulmadı mı?

Ya da kimler, neden, nasıl engel oldular eğitimdeki yenilenmeye?

Ez cümle: Boş boş durmayın, merak candır!