28 Nisan 2026 Salı

KAYMAKOBA, ANTİK KAPANCA LİMANI: RANTA KURBAN GİDEN DEĞERLERİMİZ!

 



Bursa’da doğa gezileri için en çok rağbet edilen rota, güzergâh neresidir? İnanın bu parkur Trilye (Zeytinbağı) ile Eşkel arasında sahil boyunca uzanan rotadır. Ben de bilmem kaçıncı kez, 26 Nisan 2026 Pazar günü Koza Dağcılık ile bu rotada yürüdüm. Yoğun ilgi yüzünden gruba son anda tesadüfen katılabildim.

Güneşli güzel bir ilkbahar gününde Mudanya’nın Kaymakoba köyü (mahallesi) ile Yalıçiftliği-Eşkel arasında neredeyse 100 kişilik bir doğasever grubu ile 17 kilometre yol teptik. Harika bir doğada yürüdük, hiç kuşkusuz, müthiş doğa ve tarihsel mekanlar… Ve de bu güzelliklere tezat bir tahribat… Hem doğanın, tarihin hem de toplumsal yaşamın yıldan yıla artan tahribatı…

Sevgili dostlar, öncelikle güzergahı yazayım ki, yöreyi bilenler gözünün önüne getirsin, bilmeyenler de haritaya bakıp derdimin ne olduğunu anlasınlar…

Otobüslerle İzmir yoluna girip Orhaniye yönüne saptıktan sonra Çınarlı’dan Kaymakoba’ya vardık ve köyün çıkışında araçlardan  inerek yürümeye başladık. Yalıçiftliği bölgesinden sonra sahile, Kapanca Antik Limanı’na vardık. Burada öğle molası ve dinlenmeden sonra sahil boyunca Ketendere’ye ve devamla Eşkel’e varıp yürüyüşü sonlandırdık.

DOĞANIN ŞİFALARI…


Havaların da yağışlı gitmesi ile doğa adeta coşmuştu. Her türlü çiçek, ot, yemyeşil… Yol boyunca bir sürü şifa kaynağı ot gördük. En yaygını galiba hardal otu, oldu. Ancak ilk defa ebegümecinin bu kadar yaygın ve bu kadar büyük boyda olmasına tanık oldum.  Gelincik, gazayağı, kuzukulağı, kekik, çalılık yerlerde defne, tek tük de olsa kuşkonmaz derken Kapanca’dan itibaren Eşkel’e kadar bolca rezene gördük.

Doğanın ne kadar cömert olduğunu düşünebiliyor musunuz? Hiç ekim dikim, emek olmadan bile şifa kaynağı…

Ancak bir de sahip olduğumuz bu cennet topraklara bizim yaklaşım tarzımıza bakın…

Gün boyu hem sahile yakın yerlerde hem de iç bölgelerde gördüğümüz tek güzellik zeytin bahçeleriydi. Çiftçilerin kimisi budama,  kimisi ilaçlama,  kimisi zemindeki otları traktörlerle temizleme, gübreleme, sürme gibi çalışmalarla zeytine emek veriyordu.

Malum uzun süredir, diyelim ki son 30 yıldır çiftçi iyi kötü zeytinden para kazanıyor. Belki de bu yüzden neredeyse sadece zeytinle ilgileniyorlar.

EKİLMEYEN TARLALARIN SARI ÇİÇEKLERİ…



Sahile yakın ve ılıman iklim nedeniyle her türlü bitkinin, meyve sebzenin yetişebildiği bu verimli arazilerin zeytin dışında neredeyse yüzde 80’i boş, ekim dikim yok. Yerleşim yerlerinin çevresindeki geniş arazileri sapsarı hardal otu çiçekleri ile görüyorsunuz. Tuhaftır, hardal otu aslında ilkbaharda, örneğin bizim evde en çok tüketilen yeşilliklerden birisidir. İnsanlar bu otu tanımıyor mu, yoksa sevmiyor mu anlamadım.

Hardal otu  ve turp otu  İsviçre’de hayvan yiyeceği olarak da özellikle ekilip hasat edildiğine tanık olmuştum. Koyun ve sığırların en çok sevdiği gıdalardan birisiymiş. Ama bizim arazidekiler terk edilen tarlalarda kendiliğinden yeşeren, türlü yaban otu, diken ile vahşi bir görüntü veriyor.

ET FİYATLARI NEDEN YÜKSEK?

Hayvan yemi derken, sanılmasın ki burada insanlar bu terk edilmiş tarlalardaki otları biçerek, ya da doğrudan hayvanları otlatarak bir işe yaratıyorlar… Sığır çiftlikklerinin kapısında naylon balyalarla silaj görüyorsunuz. Anlaşılan bu silajlar Karacabey, Mustafakemalpaşa gibi bölgelerden parayla satın alınıyor.


Düşünebiliyor musunuz? Çevre, özellikle bu mevsimde yemyeşil ottan geçilmiyor, ama hayvanlar ahıra hapsedilmiş, parayla satın alınmış yemi, silajı, otu, samanı yiyor! Yol boyunca dışarıda otlayan tek bir hayvan görmedik. Sadece çevresi otla dolu bir ağılda koyun göremeyince, “Şu ağılda koyun var mı” diye sorduğum bir köylü, “Dışarıda otluyor, akşam gelir” dedi. Doğru olmasını diliyorum. 

Ondan sonra “hayvancılık para etmiyor” diyoruz ve filmin sonunda eti Avrupa’dan pahalı yemek durumunda kalıyoruz. Bu nasıl bir tezgahsa, tüketici olarak bizim ödediğimiz paralar da çiftçinin eline geçmiyor!

Konu buraya gelmişken, bir gözlemimi paylaşmak istiyorum. İsviçre’de kaldığımız kasabada çiftlikleri gezmeye çalıştım. Çiftçi gayet medeni bir yaşama sahip. Hayatından memnun görünüyor. Hem üretici memnun hem de eti, sütü marketten alan tüketici memnun. Fark ettim ki, işin sırrı şu: Bu çiftliklerin tamamı “aile işletmesi”… Ahırlarda ortalama 15-20 inek var.  Ve her çiftliğin hayvanların ot, yem ihtiyacını karşılayacak arazisi var. Arazi çok ucuz. Ama tarım dışı kullanamazsın. Yani özel yemler dışında çiftçi hayvanını tarlasından çıkanlarla doyuruyor. Ota, yeme para vermiyor. Böyle olunca da bu ülkede et, süt gerçekten; hele, oranın alım gücüne göre çok ucuz. Örneğin çiftliğin kapısındaki “sütmatik”den çiğ sütü litresi 1,3 CHF’den alıyorsun. Markette eti kilosu 10-15 CHF (İsviçre Frankı, yani 600-900 TL) satın alabiliyorsun.



Bunları düşününce inanın insan isyan ediyor. Hadi Mudanya bölgesi zeytin, bağ bahçe bölgesidir, geniş otlak, mera alanı yoktur… Ama koskoca Uludağ’da on binlerce büyük ve küçükbaş hayvanı en azından yılın altı ayı tek kuruş para vermeden besleyecek yaylalar, meralar, dağlar var… Neden illa da hayvanları ahıra, ağıla kapatıp parayla besleriz arkadaş! Ucuza et yemenin bütün şartları varken, bu akıl tutulması mıdır, birilerinin çıkarı bunu mu gerektiriyor, yani birilerinin hesapsız para kazanması için mi herşey, anlamak mümkün değil.



EN GÖZDE İŞ ARAZİ SATIŞI!

Yürüyüş sırasında dikkat çekici şeylerden birisi de bu köylerde bakkaldan çok “Emlakçı” olması… Sadece Kaymakoba değil, Orhaniye’den Yalıçiftliği ve Eşkel’e kadar yer yerde “Emlak” ve “Gayrimenkul” işyeri tabelaları…

Örneğin Kaymakoba çok eski bir köy. Yörük köyü. Yüzyıllarca hayvancılık ve tarla tarımı ile geçinmişler. Bölge insanı zeytini çok eskiden tanımış olsa da pek çok yerde olduğu gibi zeytincilik, MARMARABİRLİK’in kurulması ile öne çıkmış. Malum, birlik zeytin alımları ile çiftçinin bir tür sigortası durumunda oldu uzun yıllar. Tüccarın insafına bırakılmayan köylü de zeytin bahçelerini sürekli büyüttü ve zeytincilik ana gelir kaynağı oldu.

Ancak şimdilerde bölgede geçer akçe artık zeytincilik de değil… Her köşe başında satılık ilanı… Zeytinlikler, tarlalar satılıyor!

Zeytinliklerin metrekare fiyatları 600 lira ile 2 bin lira arasında değişiyor. Dikkatinizi çekerim, zeytinlikler zeytin üretimi maksadıyla alınıp satılmıyor!… Anlıyorsunuz ki, zeytincilik de artık bölge insanını orada tutmaya yetmiyor.  Örneğin Kaymakoba’da 2013 yılında 371 olan nüfus 2025’de 321’e düşmüş!


Bölgedeki Mirzaoba, Çınarlı, Yalıçiftliği, Orhaniye, Çaylı,  Çekrice benzer bir değişim yaşıyor.  

Yani insanlar köyü terk ediyor.  Özellikle genç nüfusun kent merkezlerinde maaşlı işlere yönelmesi bütün kırsalda nüfus kaybına yol açıyor.

Zeytinlik ya da tarla bahçe satılırken ilanlarda neler deniyor, bakın:  

“Göl manzaralı”, “Yatırıma uygun”, “Uzun vadede yüksek prim potansiyeline sahip”, “Doğa, sessizlik”



Yani evet yolu, suyu, imarı falan yok, bildiğin tarla, zeytinlik buralar; ama sen boşver, bu tarlalara bas parayı, yat ensenin üstüne, mutlaka bir gün imar gelecek. Verirsin müteahhite, köşe olursun! Ya da çeşmenin başındakilere yakınsan al bu araziyi, yap şöyle havuzlu bir villa, bir de işi kitabına uydurup yol, su, elektrik bağlatırsan oohhh, parayı vurursun, gel keyfim!”

Tarlaların “arsa” diye satılması, “villalık arsa” ifadeleri…

Yani artık bu mümbit topraklarda ekip dikmek tarihe karışıyor...

En gözde iş toprakları satmak!

ANTİK LİMAN ÇER ÇÖP İÇİNDE…

Bu rotanın en çok ilgi gören bölümü galiba ünlü Kapanca Antik Limanı. Eski bir yel değirmeni yıkıntısından sonra indiğimiz bu liman bir dönem Bursa yöresinin denizle en önemli kıyısı ve ticaretin merkezi olmuş. Bursa’nın ilk kez şehir olarak kurulduğu Bitinya antik döneminden, Roma ve Osmanlı dönemlerine Bursa’nın tarımsal ürünlerini İstanbul ve batıya taşındığı yer olarak kullanılmış. Turistik açıdan da önemli. Ancak bu kadar önemli tarihi zenginlik de yüzüstü bırakılmış.

Sahilin sıfır noktasına kadar uzanmış arazi işgalleri, piknik için gelenlerin yarattığı yoğun kirlilik… Düşünün hafta sonu güzel havalarda onlarca insanın araçlarıyla, bozuk bir yoldan gidip  doluştuğu, örneğin tek bir içme suyu kaynağı ya da tuvalet olmayan, her yanı çer çöp bir yerden söz ediyoruz.

KETENDERE LİMANI VE YÜKSEK RANT HAYALİ…



Yol boyunca gördüğümüz yerlerde dikkat çeken şeylerden birisi de şu: Özellikle Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın TEKNOSAB projesinden sonra, bölgede Ketendere’ye büyük bir liman yapılacağı, TEKNOSAB’daki fabrikalarda üretilen malların trenle bu limana taşınacağına ilişkin açıklamalar bölgede tarlası, bahçesi olanlarda ciddi bir beklenti yaratmış. Bu durumun emlak simsarlarını bir an önce arazi kapatmaya yönelttiği, bölge insanının da yüksek fiyattan arazi satışı için elini ovuşturduğunu tahmin etmek zor değil.



Ez cümle dostlar, harika bir rotada, güzel doğa ve iyi insanlarla yürüdük. Uzun süre ara verdiğim yürüyüşte KOZA’lı eski dostları görmek, yeni güzel insanlarla tanışma harikaydı. Rota üzerinde bugün yürüyen sadece biz değilmişiz. Gruplardan birisi, yel değirmeni harabesinde karşılaştığımız Büyükşehir Belediyesi etkinliği ile yürüyen bir gruptu.

Bu güzel günde, pek çok kez yaşadığım, zengin doğanın üzerinde hoyratça tepinme hallerimizi düşünmeden edemedim.

Yürümeye, insanımızı, dağı, denizi, doğayı velhasıl memleketi tanımaya devam…

 

 

 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder