Bursa’da doğa
gezileri için en çok rağbet edilen rota, güzergâh neresidir? İnanın bu parkur Trilye
(Zeytinbağı) ile Eşkel arasında sahil boyunca uzanan rotadır. Ben de
bilmem kaçıncı kez, 26 Nisan 2026 Pazar günü Koza Dağcılık ile bu
rotada yürüdüm. Yoğun ilgi yüzünden gruba son anda tesadüfen katılabildim.
Güneşli güzel bir
ilkbahar gününde Mudanya’nın Kaymakoba köyü (mahallesi) ile Yalıçiftliği-Eşkel
arasında neredeyse 100 kişilik bir doğasever grubu ile 17 kilometre yol teptik.
Harika bir doğada yürüdük, hiç kuşkusuz, müthiş doğa ve tarihsel mekanlar… Ve
de bu güzelliklere tezat bir tahribat… Hem doğanın, tarihin hem de toplumsal
yaşamın yıldan yıla artan tahribatı…
Sevgili dostlar, öncelikle
güzergahı yazayım ki, yöreyi bilenler gözünün önüne getirsin, bilmeyenler de
haritaya bakıp derdimin ne olduğunu anlasınlar…
Otobüslerle İzmir
yoluna girip Orhaniye yönüne saptıktan sonra Çınarlı’dan Kaymakoba’ya
vardık ve köyün çıkışında araçlardan
inerek yürümeye başladık. Yalıçiftliği bölgesinden sonra sahile, Kapanca
Antik Limanı’na vardık. Burada öğle molası ve dinlenmeden sonra sahil
boyunca Ketendere’ye ve devamla Eşkel’e varıp yürüyüşü
sonlandırdık.
DOĞANIN ŞİFALARI…
Havaların da
yağışlı gitmesi ile doğa adeta coşmuştu. Her türlü çiçek, ot, yemyeşil… Yol
boyunca bir sürü şifa kaynağı ot gördük. En yaygını galiba hardal otu, oldu.
Ancak ilk defa ebegümecinin bu kadar yaygın ve bu kadar büyük boyda olmasına
tanık oldum. Gelincik, gazayağı,
kuzukulağı, kekik, çalılık yerlerde defne, tek tük de olsa kuşkonmaz derken
Kapanca’dan itibaren Eşkel’e kadar bolca rezene gördük.
Doğanın ne kadar
cömert olduğunu düşünebiliyor musunuz? Hiç ekim dikim, emek olmadan bile şifa
kaynağı…
Ancak bir de
sahip olduğumuz bu cennet topraklara bizim yaklaşım tarzımıza bakın…
Gün boyu hem
sahile yakın yerlerde hem de iç bölgelerde gördüğümüz tek güzellik zeytin
bahçeleriydi. Çiftçilerin kimisi budama,
kimisi ilaçlama, kimisi zemindeki
otları traktörlerle temizleme, gübreleme, sürme gibi çalışmalarla zeytine emek
veriyordu.
Malum uzun
süredir, diyelim ki son 30 yıldır çiftçi iyi kötü zeytinden para kazanıyor.
Belki de bu yüzden neredeyse sadece zeytinle ilgileniyorlar.
EKİLMEYEN
TARLALARIN SARI ÇİÇEKLERİ…
Sahile yakın ve
ılıman iklim nedeniyle her türlü bitkinin, meyve sebzenin yetişebildiği bu
verimli arazilerin zeytin dışında neredeyse yüzde 80’i boş, ekim dikim yok.
Yerleşim yerlerinin çevresindeki geniş arazileri sapsarı hardal otu çiçekleri ile
görüyorsunuz. Tuhaftır, hardal otu aslında ilkbaharda, örneğin bizim evde en çok
tüketilen yeşilliklerden birisidir. İnsanlar bu otu tanımıyor mu, yoksa sevmiyor
mu anlamadım.
Hardal otu ve turp otu İsviçre’de hayvan yiyeceği olarak da özellikle ekilip hasat edildiğine tanık
olmuştum. Koyun ve sığırların en çok sevdiği gıdalardan birisiymiş. Ama bizim
arazidekiler terk edilen tarlalarda kendiliğinden yeşeren, türlü yaban otu,
diken ile vahşi bir görüntü veriyor.
ET FİYATLARI
NEDEN YÜKSEK?
Hayvan yemi derken, sanılmasın ki burada insanlar bu terk edilmiş tarlalardaki otları biçerek, ya da doğrudan hayvanları otlatarak bir işe yaratıyorlar… Sığır çiftlikklerinin kapısında naylon balyalarla silaj görüyorsunuz. Anlaşılan bu silajlar Karacabey, Mustafakemalpaşa gibi bölgelerden parayla satın alınıyor.
Düşünebiliyor musunuz? Çevre, özellikle bu mevsimde yemyeşil ottan geçilmiyor, ama hayvanlar ahıra hapsedilmiş, parayla satın alınmış yemi, silajı, otu, samanı yiyor! Yol boyunca dışarıda otlayan tek bir hayvan görmedik. Sadece çevresi otla dolu bir ağılda koyun göremeyince, “Şu ağılda koyun var mı” diye sorduğum bir köylü, “Dışarıda otluyor, akşam gelir” dedi. Doğru olmasını diliyorum.
Ondan sonra “hayvancılık para etmiyor” diyoruz ve filmin
sonunda eti Avrupa’dan pahalı yemek durumunda kalıyoruz. Bu nasıl bir tezgahsa,
tüketici olarak bizim ödediğimiz paralar da çiftçinin eline geçmiyor!
Konu buraya
gelmişken, bir gözlemimi paylaşmak istiyorum. İsviçre’de kaldığımız kasabada çiftlikleri
gezmeye çalıştım. Çiftçi gayet medeni bir yaşama sahip. Hayatından memnun
görünüyor. Hem üretici memnun hem de eti, sütü marketten alan tüketici memnun.
Fark ettim ki, işin sırrı şu: Bu çiftliklerin tamamı “aile işletmesi”…
Ahırlarda ortalama 15-20 inek var. Ve her
çiftliğin hayvanların ot, yem ihtiyacını karşılayacak arazisi var. Arazi
çok ucuz. Ama tarım dışı kullanamazsın. Yani özel yemler dışında çiftçi
hayvanını tarlasından çıkanlarla doyuruyor. Ota, yeme para vermiyor. Böyle
olunca da bu ülkede et, süt gerçekten; hele, oranın alım gücüne göre çok ucuz.
Örneğin çiftliğin kapısındaki “sütmatik”den çiğ sütü litresi 1,3 CHF’den
alıyorsun. Markette eti kilosu 10-15 CHF (İsviçre Frankı, yani 600-900 TL) satın
alabiliyorsun.
Bunları düşününce
inanın insan isyan ediyor. Hadi Mudanya bölgesi zeytin, bağ bahçe bölgesidir,
geniş otlak, mera alanı yoktur… Ama koskoca Uludağ’da on binlerce büyük ve küçükbaş
hayvanı en azından yılın altı ayı tek kuruş para vermeden besleyecek yaylalar,
meralar, dağlar var… Neden illa da hayvanları ahıra, ağıla kapatıp parayla
besleriz arkadaş! Ucuza et yemenin bütün şartları varken, bu akıl tutulması
mıdır, birilerinin çıkarı bunu mu gerektiriyor, yani birilerinin hesapsız para kazanması
için mi herşey, anlamak mümkün değil.
EN GÖZDE İŞ ARAZİ
SATIŞI!
Yürüyüş sırasında
dikkat çekici şeylerden birisi de bu köylerde bakkaldan çok “Emlakçı” olması… Sadece
Kaymakoba değil, Orhaniye’den Yalıçiftliği ve Eşkel’e kadar yer yerde “Emlak”
ve “Gayrimenkul” işyeri tabelaları…
Örneğin Kaymakoba
çok eski bir köy. Yörük köyü. Yüzyıllarca hayvancılık ve tarla tarımı ile
geçinmişler. Bölge insanı zeytini çok eskiden tanımış olsa da pek çok yerde
olduğu gibi zeytincilik, MARMARABİRLİK’in kurulması ile öne çıkmış. Malum,
birlik zeytin alımları ile çiftçinin bir tür sigortası durumunda oldu uzun
yıllar. Tüccarın insafına bırakılmayan köylü de zeytin bahçelerini sürekli
büyüttü ve zeytincilik ana gelir kaynağı oldu.
Ancak şimdilerde
bölgede geçer akçe artık zeytincilik de değil… Her köşe başında satılık ilanı… Zeytinlikler,
tarlalar satılıyor!
Zeytinliklerin metrekare fiyatları 600 lira ile 2 bin lira arasında değişiyor. Dikkatinizi çekerim, zeytinlikler zeytin üretimi maksadıyla alınıp satılmıyor!… Anlıyorsunuz ki, zeytincilik de artık bölge insanını orada tutmaya yetmiyor. Örneğin Kaymakoba’da 2013 yılında 371 olan nüfus 2025’de 321’e düşmüş!
Bölgedeki Mirzaoba,
Çınarlı, Yalıçiftliği, Orhaniye, Çaylı,
Çekrice benzer bir değişim yaşıyor.
Yani insanlar
köyü terk ediyor. Özellikle genç nüfusun
kent merkezlerinde maaşlı işlere yönelmesi bütün kırsalda nüfus kaybına yol
açıyor.
Zeytinlik ya da
tarla bahçe satılırken ilanlarda neler deniyor, bakın:
“Göl manzaralı”,
“Yatırıma uygun”, “Uzun vadede yüksek prim potansiyeline sahip”, “Doğa, sessizlik” …
Yani evet yolu, suyu,
imarı falan yok, bildiğin tarla, zeytinlik buralar; ama sen boşver, bu tarlalara bas parayı, yat
ensenin üstüne, mutlaka bir gün imar gelecek. Verirsin müteahhite, köşe olursun!
Ya da çeşmenin başındakilere yakınsan al bu araziyi, yap şöyle havuzlu
bir villa, bir de işi kitabına uydurup yol, su, elektrik bağlatırsan oohhh, parayı
vurursun, gel keyfim!”
Tarlaların “arsa”
diye satılması, “villalık arsa” ifadeleri…
Yani artık bu mümbit topraklarda ekip dikmek tarihe karışıyor...
En gözde iş toprakları satmak!
ANTİK LİMAN ÇER ÇÖP İÇİNDE…
Bu rotanın en çok
ilgi gören bölümü galiba ünlü Kapanca Antik Limanı. Eski bir yel değirmeni
yıkıntısından sonra indiğimiz bu liman bir dönem Bursa yöresinin denizle en
önemli kıyısı ve ticaretin merkezi olmuş. Bursa’nın ilk kez şehir olarak kurulduğu
Bitinya antik döneminden, Roma ve Osmanlı dönemlerine Bursa’nın tarımsal
ürünlerini İstanbul ve batıya taşındığı yer olarak kullanılmış. Turistik açıdan
da önemli. Ancak bu kadar önemli tarihi zenginlik de yüzüstü bırakılmış.
Sahilin sıfır
noktasına kadar uzanmış arazi işgalleri, piknik için gelenlerin yarattığı yoğun
kirlilik… Düşünün hafta sonu güzel havalarda onlarca insanın araçlarıyla, bozuk
bir yoldan gidip doluştuğu, örneğin tek
bir içme suyu kaynağı ya da tuvalet olmayan, her yanı çer çöp bir yerden söz
ediyoruz.
KETENDERE LİMANI VE
YÜKSEK RANT HAYALİ…
Yol boyunca gördüğümüz
yerlerde dikkat çeken şeylerden birisi de şu: Özellikle Bursa Ticaret ve Sanayi
Odası’nın TEKNOSAB projesinden sonra, bölgede Ketendere’ye
büyük bir liman yapılacağı, TEKNOSAB’daki fabrikalarda üretilen malların
trenle bu limana taşınacağına ilişkin açıklamalar bölgede tarlası, bahçesi
olanlarda ciddi bir beklenti yaratmış. Bu durumun emlak simsarlarını bir an
önce arazi kapatmaya yönelttiği, bölge insanının da yüksek fiyattan arazi
satışı için elini ovuşturduğunu tahmin etmek zor değil.
Ez cümle dostlar,
harika bir rotada, güzel doğa ve iyi insanlarla yürüdük. Uzun süre ara verdiğim
yürüyüşte KOZA’lı eski dostları görmek, yeni güzel insanlarla tanışma
harikaydı. Rota üzerinde bugün yürüyen sadece biz değilmişiz. Gruplardan birisi,
yel değirmeni harabesinde karşılaştığımız Büyükşehir Belediyesi etkinliği ile yürüyen
bir gruptu.
Bu güzel günde,
pek çok kez yaşadığım, zengin doğanın üzerinde hoyratça tepinme hallerimizi
düşünmeden edemedim.
Yürümeye,
insanımızı, dağı, denizi, doğayı velhasıl memleketi tanımaya devam…










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder