22 Nisan 2026 Çarşamba

Kıbrıs'ın romanı: Öksüz Atlar Ülkesinde

 

‘ÖKSÜZ ATLAR ÜLKESİNDE’!

 


KKTC’de uzun yıllardır gazetecilik yapan Başaran Düzgün, “Öksüz Atlar Ülkesinde” adlı romanı ile Kıbrıs gerçeğine, alışageldiğimiz söylemin ötesinde bir bakışla ışık tutuyor. Romanın kahramanı sıradan bir Kıbrıslı ve de ata olunca adeta kendinizi olayların içinde hissediyorsunuz.
Okuyunca, “Bir tarihçi Kıbrıs’ın son yüzyıllık geçmişini yazsa bu kadar güzel anlatamazdı” sonucuna vardım.
Düşünsenize hikayemiz Osmanlı döneminde Türklerle gayet uyumlu bir yaşam süren Rumlardaki değişimle başlıyor. Osmanlı Devletinin fiilen çöktüğü 19. Yüzyılda Ege bölgesinde İngilizlerin desteği ile kendilerini herşeyin sahibi sanan Rumlar İzmir’in kurtuluşunun ardından paçayı Selanik’e kaçmakta buluyor. Altüst olan yaşamlar, zorunlu göç, yokluk, yoksunluklar, açlık, sefalet… Selanik’te de kendilerine açılan bir kucak yoktur ve İngiltere’ye gitme arayışları başlar. Oysa bunun için önce Britanya toprağı kabul edilen Kıbrıs’a gitmeleri gerekmektedir.

Bu arada Toroslarda Osmanlı’nın yüksek vergileri ile her yıl koyun keçi sürülerinin yarısını kaybeden Yörükler artık isyanlardadır ve sürekli yerel yöneticilere sorun çıkarırlar. Yönetim artık bu Yörüklerden kurtulmanın bir yolunu bulur: Bir grup göçmen kaçak-göçek Kıbrıs’a gider. Orada kendilerine arazi ve koyun keçi verileceği vaadi ile kandırılan Yörükler Kıbrısta yaşama tutunmaya çalışır.  Tarihin cilvesi mi diyelim, Kıbrıs itilip kakılan Türk ve Rum halkın sığındığı topraklar gibidir. Osmanlı sultanı Kıbrıs’ı Britanya kralına kiralamış, ahaliye de “asla isyan edilmeye, itaat edile” fetvası çıkarmıştır. Adada Rumlar ile Türklerin kaderi aynıdır. Romanın  kahramanı Hasan, Hasli köyünde çoban Niyazi’nin ikinci çocuğudur.  Niyazi hastalıktan ölünce öksüz kalan Hasan’ın evlatlık verilmesine çalışılır.

Öte yandan, yoksul ahalinin elinde neyi varsa üç kuruşa almaya alışmış İngiliz simlarlara da yeni bir kapı açılmıştır: İngiltere kralı, Yahudilere verdiği sözü tutmuş, Filistin’e gönderilen Yahudiler yoksul Filistin halkının sahip olduğu arazileri satın almaya başlamıştır. Topraklarını satarak, hayal bile edemeyecekleri paralara kavuşan Filistin eşrafı ise Kıbrıs’ta beyaz tenli Müslüman kızları satın almaya başlar. İnsan ticareti adayı sallamaya başlar. Yörük Hasan artık simsarların malıdır… Hasan hızla büyüyüp serpilmekte, gürbüz bir delikanlı olmaktadır. Rumların çiftliğinin gözde elemandır. Ama fakirlikten kurtulmanın yollarını arar. “Ya para kazanır dönerim ya da bir kurşunla geberir giderim, arkamdan kim ağlayacak ki” diyen Hasan sonunda yaşı küçük olmasına rağmen askere yazılır. Artık İngiltere Kralı’nın askeridir, Filistin’de, çöllerde Yeni Zelandalı, Hintli ve Filistinli askerlerle aynı saftadır. Ve 2. Dünya Savaşı, İtalyan, Alman askerleri ile çatışmalar derken İtalya topraklarında faşistlere karşı gerilla savaşı veren partizan gruplarla aynı cephede çatışmalar…

Savaş bitmiş, hitler yenilmiştir. Ama Hasan için asıl savaş yeni  başlar: Para kazanmak, evlenip yuva kurmak… İşçi olarak girdiği İngiliz maden işletmesinde patronun ondan beklediği, askerlik yeteneklerini kullanarak hak arayan işçileri, sendikacıları tepelemektir. İşçi arkadaşları ise hakları için grevdedir, Hasan’dan patronun adamlarının ve polislerin saldırısına karşı “güvenlik timi” kurmasını isterler. Sevip saydığı Dr. Fazıl Küçük gelir işçilere, “Türk olan, vatanını seven işbaşı yapsın” diye yalvarır. Şirket müdürü Hasan’ı “Komünistleri tercih etmekle” suçlar. Komünist dediği, karın tokluğuna çalıştırılan işçileridir. Yolları ayrılır. Sendikanın tuttuğu kamyona göçünü yükleyip ayrılırken kaza olur, yaralanır. Mağusa’da İngiltere devletine ait bir çiftlikte iş bulur.

1950’lerin ikinci yarısında Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını isteyen, bu amaçla İngiliz hedeflerine saldıran EOKA diye silahlı bir örgüt kurulur. EOKA’nın hedefinde Türkler de vardır. Aynı dönemde Türkiye konsolosluğu aracılığı ile dağıtılan silahlar Türk Mukavemet Teşkilatı eliyle Hasan’a ulaşır ve Hasan artık teşkilatın gözde elemanıdır.

EOKA ve TMT’nin yaygınlaştırdığı şiddet olayları yüzlerce yıl birlikte yaşayan ada halkını  birbirine düşman eder. Katliamlar birbirini izler ve Hasan TMT’nin de uyarısı ile çalıştığı çiftlikten ayrılıp Mağusa’ya taşınır, 1964’de Hasan ve Hediye çiftinin oğlu Başaran dünyaya gelir…

Kitap sizi tarih kitaplarında bulamayacağınız değerli bilgilere götürüyor. Tabi pek çok da soru işareti doğuruyor kafanızda. Örneğin ben kitabı okurken, Kıbrıs’ta Rumlar ve Türklerin birbirine karşı bilenmesinin bir “NATO Operasyonu” olup olmadığını merak ettim. EOKA ve TMT acaba Yunanistan ve Türkiye’de NATO (Siz ABD diye okuyun) tarafından organize edilen “gladyo”lar mıydı? Ardından iki ülke arasındaki savaş ve KKTC’nin kurulması, adadaki istikrarsızlık ABD’nin adadaki İngiliz etkinliğini kırmanın yanı sıra iki ülkedeki etkinliğini artırma işi miydi? Sorular, sorular…

Meğer Ankara’da Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’ndan arkadaşımız sevgili Başaran Düzgün, sadece çıkardığı Havadis Gazetesi ile güncel olayların tanığı değil, aile büyükleri ile de Kıbrıs’ın yakın tarihinin tanığı imiş…

“Öksüz Atlar Ülkesinde” hem Kıbrıs’ı, hem toplumu anlama kılavuzu gibi… Akıcı, sade bir dille kaleme alınan roman, okura belgesel tadı veriyor. KKTC’de en çok okunanlar listesinde olan kitabın İngilizce çevirisi İngiltere’de yayımlandı.  Şimdi Kıbrıs gerçeğini anlama sırası İngilizlerde!

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder