‘ÖKSÜZ ATLAR
ÜLKESİNDE’!
KKTC’de uzun
yıllardır gazetecilik yapan Başaran Düzgün, “Öksüz Atlar Ülkesinde” adlı romanı
ile Kıbrıs gerçeğine, alışageldiğimiz söylemin ötesinde bir bakışla ışık
tutuyor. Romanın kahramanı sıradan bir Kıbrıslı ve de ata olunca adeta
kendinizi olayların içinde hissediyorsunuz.
Okuyunca, “Bir tarihçi Kıbrıs’ın son yüzyıllık geçmişini yazsa bu kadar güzel
anlatamazdı” sonucuna vardım.
Düşünsenize hikayemiz Osmanlı döneminde Türklerle gayet uyumlu bir yaşam süren
Rumlardaki değişimle başlıyor. Osmanlı Devletinin fiilen çöktüğü 19. Yüzyılda Ege
bölgesinde İngilizlerin desteği ile kendilerini herşeyin sahibi sanan Rumlar İzmir’in
kurtuluşunun ardından paçayı Selanik’e kaçmakta buluyor. Altüst olan yaşamlar,
zorunlu göç, yokluk, yoksunluklar, açlık, sefalet… Selanik’te de kendilerine
açılan bir kucak yoktur ve İngiltere’ye gitme arayışları başlar. Oysa bunun
için önce Britanya toprağı kabul edilen Kıbrıs’a gitmeleri gerekmektedir.
Bu arada
Toroslarda Osmanlı’nın yüksek vergileri ile her yıl koyun keçi sürülerinin
yarısını kaybeden Yörükler artık isyanlardadır ve sürekli yerel yöneticilere
sorun çıkarırlar. Yönetim artık bu Yörüklerden kurtulmanın bir yolunu bulur: Bir
grup göçmen kaçak-göçek Kıbrıs’a gider. Orada kendilerine arazi ve koyun keçi
verileceği vaadi ile kandırılan Yörükler Kıbrısta yaşama tutunmaya çalışır. Tarihin cilvesi mi diyelim, Kıbrıs itilip
kakılan Türk ve Rum halkın sığındığı topraklar gibidir. Osmanlı sultanı Kıbrıs’ı
Britanya kralına kiralamış, ahaliye de “asla isyan edilmeye, itaat edile”
fetvası çıkarmıştır. Adada Rumlar ile Türklerin kaderi aynıdır. Romanın kahramanı Hasan, Hasli köyünde çoban
Niyazi’nin ikinci çocuğudur. Niyazi
hastalıktan ölünce öksüz kalan Hasan’ın evlatlık verilmesine çalışılır.
Öte yandan, yoksul
ahalinin elinde neyi varsa üç kuruşa almaya alışmış İngiliz simlarlara da yeni
bir kapı açılmıştır: İngiltere kralı, Yahudilere verdiği sözü tutmuş,
Filistin’e gönderilen Yahudiler yoksul Filistin halkının sahip olduğu arazileri
satın almaya başlamıştır. Topraklarını satarak, hayal bile edemeyecekleri
paralara kavuşan Filistin eşrafı ise Kıbrıs’ta beyaz tenli Müslüman kızları
satın almaya başlar. İnsan ticareti adayı sallamaya başlar. Yörük Hasan artık simsarların malıdır… Hasan hızla büyüyüp
serpilmekte, gürbüz bir delikanlı olmaktadır. Rumların çiftliğinin gözde elemandır.
Ama fakirlikten kurtulmanın yollarını arar. “Ya para kazanır dönerim ya da bir
kurşunla geberir giderim, arkamdan kim ağlayacak ki” diyen Hasan sonunda yaşı
küçük olmasına rağmen askere yazılır. Artık İngiltere Kralı’nın askeridir,
Filistin’de, çöllerde Yeni Zelandalı, Hintli ve Filistinli askerlerle aynı
saftadır. Ve 2. Dünya Savaşı, İtalyan, Alman askerleri ile çatışmalar derken
İtalya topraklarında faşistlere karşı gerilla savaşı veren partizan gruplarla aynı
cephede çatışmalar…
Savaş bitmiş,
hitler yenilmiştir. Ama Hasan için asıl savaş yeni başlar: Para kazanmak, evlenip yuva kurmak… İşçi
olarak girdiği İngiliz maden işletmesinde patronun ondan beklediği, askerlik
yeteneklerini kullanarak hak arayan işçileri, sendikacıları tepelemektir. İşçi
arkadaşları ise hakları için grevdedir, Hasan’dan patronun adamlarının ve
polislerin saldırısına karşı “güvenlik timi” kurmasını isterler. Sevip saydığı
Dr. Fazıl Küçük gelir işçilere, “Türk olan, vatanını seven işbaşı yapsın” diye
yalvarır. Şirket müdürü Hasan’ı “Komünistleri tercih etmekle” suçlar. Komünist dediği, karın tokluğuna çalıştırılan işçileridir. Yolları
ayrılır. Sendikanın tuttuğu kamyona göçünü yükleyip ayrılırken kaza olur,
yaralanır. Mağusa’da İngiltere devletine ait bir çiftlikte iş bulur.
1950’lerin ikinci
yarısında Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını isteyen, bu amaçla İngiliz
hedeflerine saldıran EOKA diye silahlı bir örgüt kurulur. EOKA’nın hedefinde
Türkler de vardır. Aynı dönemde Türkiye konsolosluğu aracılığı ile dağıtılan
silahlar Türk Mukavemet Teşkilatı eliyle Hasan’a ulaşır ve Hasan artık
teşkilatın gözde elemanıdır.
EOKA ve TMT’nin
yaygınlaştırdığı şiddet olayları yüzlerce yıl birlikte yaşayan ada halkını birbirine düşman eder. Katliamlar birbirini
izler ve Hasan TMT’nin de uyarısı ile çalıştığı çiftlikten ayrılıp Mağusa’ya
taşınır, 1964’de Hasan ve Hediye çiftinin oğlu Başaran dünyaya gelir…
Kitap sizi tarih
kitaplarında bulamayacağınız değerli bilgilere götürüyor. Tabi pek çok da soru
işareti doğuruyor kafanızda. Örneğin ben kitabı okurken, Kıbrıs’ta Rumlar ve
Türklerin birbirine karşı bilenmesinin bir “NATO Operasyonu” olup olmadığını
merak ettim. EOKA ve TMT acaba Yunanistan ve Türkiye’de NATO (Siz ABD diye
okuyun) tarafından organize edilen “gladyo”lar mıydı? Ardından iki ülke
arasındaki savaş ve KKTC’nin kurulması, adadaki istikrarsızlık ABD’nin adadaki
İngiliz etkinliğini kırmanın yanı sıra iki ülkedeki etkinliğini artırma işi
miydi? Sorular, sorular…
Meğer Ankara’da
Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’ndan arkadaşımız sevgili Başaran Düzgün,
sadece çıkardığı Havadis Gazetesi ile güncel olayların tanığı değil, aile
büyükleri ile de Kıbrıs’ın yakın tarihinin tanığı imiş…
“Öksüz Atlar
Ülkesinde” hem Kıbrıs’ı, hem toplumu anlama kılavuzu gibi… Akıcı, sade bir
dille kaleme alınan roman, okura belgesel tadı veriyor. KKTC’de en çok okunanlar
listesinde olan kitabın İngilizce çevirisi İngiltere’de yayımlandı. Şimdi Kıbrıs gerçeğini anlama sırası
İngilizlerde!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder